Hip Hop Yazıtları 2 (Doğum Anı/İlk Element/Kıvılcımlar)
By Osman Ayas - Ekim 28, 2018
Hiphop
bir sıkıştırılmışlığın sonucudur. Hayatın insanları tutup kolundan bir yere
götürmesinin sonucudur. Bir amaçla ortaya çıkmamıştır yani. Öyle ki size
anlattığım gettolardan da önceki metinde dediğim gibi sadece bir tane yoktu,
işin kötüsü daha hafif şartlarda gettoda yaşayan da yoktu. Amerika’da ve
siyahsanız, örselenmek için pek fazla sebep aramanıza da gerek yoktu. Ayrıca örselenen,
ötelenen toplumlara hangi coğrafyada bakarsanız bakın; vardığınız sonuçlar birbirine
benzer şeylerdir. İsyan, ilk seçenek.
Henüz
hak diye bir şey bir siyah için söz konusu değildi. Yani aslında siyah
insanlara hakkı hiç verilmediği için, yeni kaybetmiş gibi sempozyumlarda, kamu
içerisinde hak aranamazdı. Siyasi vaatler de siyahları beyazlardan ayırmak
üzere yapılırken, kimse “siyah kardeşlerimizin de hakkını arayacağız” demiyordu.
Laf aramızda kalsın, demokrasiyi sevmeme sebebidir bu aslında. Halkın
tercihleri her zaman doğru olan olmuyor. Kaçınılmaz son ise isyan.
İsyan
kıvılcımları farklı şekilde ortaya çıkabilir ya da isyan direk ortaya çıkar. Bizim
hikayemizde isyan farklı yöne hiphop farklı yöne doğru ilerliyor. Hak aramak
amacıyla kurulan dernek ve benzeri kurumlar sonuçsuz kalan yürüyüşler yapsa da
halk kendi kendine duvar yazıları yazmaya başlamıştı. Özellikle Güney Bronx’ta sigortadan
para almak için yakılan evler, uyuşturucu ve çeteleşme ortam olarak kaosu ve
beraberinde başıboşlukla duvar yazılarını getiriyordu.
İlerde
bu duvar yazıları hepimizin gözünü okşayan bir görsel sanata dönüşecek olsa da ilk
zamanlarında bu yazılar pek de estetik güzelliğe sahip değildi. Dertlerini belirten sloganları ve bazı ilanları yazıyorlardı sadece. İçerik olarak ölümlerden, haklardan, şiirden, çete hakimiyetleri ve simgelerinden oluşan bu yazılar genç insanların içindeki
güzeli yaratma isteği yahut ne sebeptense; yazılar bir süre sonra estetik
güzelliğe, anlama ve bir yarışa dönüştü. İsimler imza olarak atıldığı için altına
imza attıkları işlerin güzelliği de gittikçe önem kazanmıştı. Hemen hemen her duvarda bir yazı, her sokakta birkaç çizer ya da sonradan bilinen adıyla writer vardı. Çünkü trenler de boyanmaya başladığında, artık kendilerinden bir şeyin tüm şehre reklam olması, diğer çizerlerce dikkat edilip geri dönüşlerin olması, varoluşlarını fark ettirmişti. Tıpkı beğenilmeye çalışan bir blogger'ın asıl psikolojik sebebi gibi; tüm şehir boyanmak için bir sebebe kavuşmuştu.
Siyasiler, polis ve beyaz insanın baskısı tabii ki barizdi bu konuya. Duvar
boyayanlara hapis cezası getirilmek istendi ki nitekim bazı eyaletler bunu
karar aldı. Kamu malına zararı writer’lar verse de bu kamunun kendisine zarar
veren siyasiler basında hiç sorgulanmadı. Basın sorgulamadıkça writer bunu
duvarın derinliklerine kadar yazdı.
Hiphop’un
ilk elementi grafiti, toplumuna üzülen bir genç tarafından, köhne bir duvarda,
ucuz bir boyayla, ölmemek üzere, plansız ve hesaplara sığmazcasına; doğdu.
Şimdi ise halen yapan saygı duyulası insanlar var. Bunun başını sanırım Turbo çeker. Yine laf aramızda kalsın aşağı yukarı Türkiye'de hiphop'un başını da Turbo çeker. Biraz araştırabilirsiniz bu herifi. Öte yandan bu sanata (bence bir sanattır) merak saran kişiler için bazı sayfaların linkini metnin sonuna bırakacağım.










0 Cevap