“Neyimizin
eksik olduğunu neyimizin fazla olduğu kadar fark edemeyiz” gibi bir sözle ama
kesinlikle bu yargıyı vermişti Emrah Serbes, hepimizin bildiği “Behzat Ç.”
dizisiyle. Aslında öyle, yani o karakter hayatına giren kişiler girmemiş olsa
ne kadar eksikliğini hissederdi? Hiç değil ama yakın. Hissedemeyiz. Hissetmek
eksikse ancak; hissetmeyi isteyerek başlarız. İsteyerek eksikleri yaratır bulur
edinir ve elimizden gidince “kayıp” adını veririz. Çok büyük kayıplar, küçük
kayıplar, boktan püsürükten kayıplar… Hepsinin üzmediği, sevindirmediği ama bir
şeyi değiştiren kayıplar. Dostlarınızın sizden gitmesinden sıranın altında
unuttuğunuz kokulu silginize dek ve hatta fani oluşumuzun sonucu bırakılan
izler. Boğazda bir düğüm olup hatırlandıkça boğaza batan, gittikçe küçülen ya
da hiç küçülmeyen eksikler. İstekle yaratılmayan, yaratılamayacak eksikler.
İnsan
nankördür, vefasızdır falan ama insan aşkı da yaşar. Aşkı cinselliğe yormadan
da yaşar. Sevmekten ziyadesini, muhabbetten başkasını yaşar. Aidiyetle yaşamaya
alışmayı anne baba sevgisi sanan insanlardan ayrı olarak ilk önce anne babaya
aşık olur yahut kişiliği kadarınca ilk önce kendi nefesine aşık olur. Bir dost
edinir henüz çocukken ve ona aşık olur. Ergenliğinde bir erkeğe aşık olur. Orta
yaşlarında yaşama aşık olur, spora müpteladır belki yada makyajsız çıkamaz
sokağa bu yüzden. İnsan aşık olur ki; eksilecek ne varsa aşkla olur. Neyin
eksik? Ölüm korkusuyla sağlığına aşık olabilirsin ilerde ve sağlığını
kaybettiğinde, aşkın yitip bittiğinde artık bir eksiğin vardır. Yaşamaya
aşıksan ve orta yaşlara gelmişsen, işinden fırsat bulamadığın aşkına veda
edersin. En iyi ihtimalle yaşamaya aşık çalışanlar Pazar günlerini ayırır bir
kaçamak için, eksilmesin diye. En büyük eksiğimizi bulursanız, yani gelecekteki
aşkımızı, bana yazın yada ulaştırın. Yazmadan önce! Ona bir hediye hazırlayın,
onun için, kaybetmememiz için. Eksilmemek için.
Sevdiğiniz
çocukları, kızları ve meşgale pazarının 1 milyoncularını da artık özgür
bırakın, eksik bile sayılmaz zaten.






0 Cevap